Doğru Karar Vermek İçin Ne Yapılmalı?
Bir sabah, yeni bir gün başlamak üzereyken, bir yol ayrımında olduğumuzu hissettik. Hangi yönü seçeceğiz? Hayatın karmaşasında her adım, bir karar; her karar, bir yoldur. Ancak bu yolun doğru olduğunu nasıl bilebiliriz? Sadece yaşamın yüzeyine bakarak mı karar veririz, yoksa daha derin, daha bilinçli bir düşünce süreci mi izleriz? İnsanlık tarihi boyunca, doğru kararlar almak için ne yapmamız gerektiği sorusu, felsefeci ve düşünürleri derinden meşgul etmiştir. Hangi yolu seçmeliyiz? Ve neden bu yolu seçmeliyiz? İşte bu soruya farklı felsefi disiplinlerin ışığında yaklaşmak, doğru karar vermek için bir rehber olabilir.
Etik Perspektif: Ne Yapmak Doğru Olanıdır?
Felsefenin belki de en yakın ilgiyi çeken dallarından biri etik, yani doğru ve yanlışın ne olduğuna dair sorulara odaklanan alandır. Etik, kararlarımızda bizi yönlendiren temel ilkeleri ortaya koymaya çalışır. “Doğru karar” neye dayanır? Kendimize, topluma veya daha geniş bir insanlık anlayışına mı hizmet etmek? Bir karar alırken neyi esas alırız: Kendi mutluluğumuzu mu, yoksa başkalarının yararını mı?
Utilitarizm (Faydacılık), etik ikilemler için öne çıkan teorilerden biridir. Jeremy Bentham ve John Stuart Mill’in savunduğu bu düşünce okuluna göre, doğru karar, en fazla mutluluğu yaratacak olan karardır. Bu, bireysel ve toplumsal kararların her durumda en fazla faydayı sağlayacak şekilde verilmesini önerir. Ancak, utilitarizmde temel bir sorun vardır: Bazen bireysel haklar ve özgürlükler göz ardı edilebilir. Toplumsal yarar adına bireylerin zarar görmesi, etik açıdan nasıl değerlendirilmeli? Mesela, bir şirketin ürünlerini satarken, çalışanlarına düşük maaş vermek doğru mudur? Fayda sağlar ama adaletli midir?
Deontolojik Etik, özellikle Immanuel Kant tarafından savunulan bir başka önemli teoridir. Kant’a göre, doğru karar, sonuçlardan bağımsız olarak, ahlaki yasalarla belirlenir. İnsanları sadece amaçları için değil, aynı zamanda kendi iç değerlerinden dolayı da saygı göstermeliyiz. Kant’a göre, bir eylem doğruysa, evrensel bir yasaya uymalıdır. Örneğin, bir kişi yalan söylemekten kaçınmalı çünkü bu, evrensel bir ahlaki yasa olmalıdır, hatta yalan söylemek kısa vadede fayda sağlasa bile. Burada sorun şudur: Kendi başına evrensel bir ahlaki yasa oluşturmak ne kadar gerçekçidir? İnsanların ahlaki değerleri ve doğruya olan anlayışı ne kadar evrenseldir?
Epistemolojik Perspektif: Ne Biliyor Olmalıyız?
Epistemoloji, bilginin doğası, kaynağı ve sınırlarıyla ilgilenen felsefe dalıdır. Doğru bir karar almak için ne kadar bilgiye sahip olmalıyız? Yeterli bilgi olmadan karar vermek, bir körlüğe dönüşür mü? Ya da bilgiyi nasıl ediniriz, nasıl doğru bilgilere ulaşırız?
Rasyonalist epistemoloji, özellikle René Descartes tarafından savunulmuştur. Descartes, “Cogito, ergo sum” (Düşünüyorum, öyleyse varım) diyerek, güvenli bir bilgi temeli arayışına çıkmıştır. Ona göre, doğru kararları ancak kesin bilgiye dayanarak alabiliriz. Rasyonalistler, akıl ve mantık yoluyla doğru bilgiye ulaşmanın, doğru kararlar almanın temel yolu olduğunu savunurlar. Ancak, günümüzün karmaşık dünyasında, her şeyin mantıklı ve açık bir şekilde analiz edilebileceğini söylemek zor olabilir. Örneğin, duygusal kararlar bazen tamamen mantık dışı olabilir ama yine de doğru olabilir.
Empirizm, yani deneyimsel bilgiye dayalı düşünce tarzı, bilgiyi doğrudan gözlem ve deneyim yoluyla edinmeyi savunur. John Locke ve David Hume, bu yaklaşımı savunmuşlardır. Empiristlere göre, doğru kararlar almak için, gözlemlerimiz ve deneyimlerimizden yararlanmalıyız. Ancak, sorun şu ki: Deneyimler her zaman doğruyu gösterir mi? Toplumsal önyargılar ve kişisel algılar, gözlemlerimizi nasıl şekillendirir?
Bugün, epistemolojik açıdan, doğru kararı vermek için bilginin çok hızlı değişen bir doğası vardır. İnternet ve sosyal medya, bilgiye erişimimizi kolaylaştırmış olsa da, aynı zamanda yanıltıcı ve sahte bilgilere de kapı aralamaktadır. Bu durumda doğru karar verebilmek için yalnızca doğru bilgiye sahip olmak yetmez; aynı zamanda bu bilginin güvenilirliğini ve doğruluğunu sorgulamak da gerekir.
Ontolojik Perspektif: Gerçeklik Nedir ve Biz Kimiz?
Ontoloji, varlıkların doğası ve gerçekliğin temel yapısıyla ilgilenen bir felsefe dalıdır. Ontolojik bir bakış açısıyla doğru karar nedir? Varlıkların doğası hakkında sahip olduğumuz bilgiler, nasıl bir dünyada yaşadığımıza dair algılarımız, doğruyu ve yanlışı nasıl belirler? İnsanların varlıkları, her an yeni kararlar verirken gerçekliği nasıl şekillendirir?
Heidegger, varoluşçuluğu temsil eden önemli bir filozoftur ve ontolojik bir yaklaşımın ne kadar kritik olduğunu anlatır. Ona göre, bireyler kendi varlıklarını anlamaya çalışırken, dünyayla sürekli bir etkileşim içindedirler. Bu etkileşim, her bir kararı şekillendirir. Karar vermek, sadece bir seçenekler arası seçim değil, insanın kendi varoluşunu anlamasıdır. Heidegger’in varlık anlayışı, kararların her zaman bir özgürlük ve sorumluluk içerdiğini vurgular.
Fakat ontolojik soruların gündeme getirdiği en büyük soru şudur: İnsanlar kendi gerçekliklerini ne kadar özgürce seçebilirler? Bu özgürlük, toplumsal baskılar ve kişisel sınırlar ile ne kadar çelişir? Kimi kararlar, toplumsal yapılarla, geçmiş deneyimlerle ve bir insanın tarihsel kimliğiyle ne kadar örtüşür?
Güncel Felsefi Tartışmalar: Teknoloji ve Karar Verme
Bugün, doğru kararlar almak, sadece felsefi bir mesele olmaktan çıkmış, aynı zamanda teknolojik bir sorun haline gelmiştir. Yapay zeka ve algoritmalar, insanların yerine kararlar almaya başlamışken, etik ikilemler de gündeme gelmektedir. Yapay zekanın alacağı kararlar ne kadar “doğru” olacaktır? Ve kimse bir makineye karar verici olma yetkisini verirken, insanın özgür iradesini ne kadar göz ardı edebilir?
Bu noktada, etik yapay zeka üzerine yapılan çalışmalar, günümüzün felsefi sorularını yansıtır. İnsanlar, algoritmalara güvenerek kararlar alırken, öznenin ve toplumsal bağlamın göz ardı edilmesi riskiyle karşı karşıya kalabilir. Yapay zekaya dayalı kararlar, bizi bir noktada doğru ve yanlış konusunda insan aklının sınırlarına zorlarken, aynı zamanda felsefi olarak da derin sorulara yol açmaktadır.
Sonuç: Doğru Karar ve Bireysel Sorumluluk
Doğru karar almak, hem felsefi bir meseledir hem de yaşamın pratiği. Etik, epistemolojik ve ontolojik perspektiflerden bakıldığında, doğru kararlar almak için sadece bilgiye değil, aynı zamanda değerlerimize, toplumsal bağlamımıza ve içsel dünyamıza da ihtiyaç duyarız. Günümüzün karmaşık dünyasında, doğru kararı bulmak için sürekli sorgulama, kendini tanıma ve toplumsal bağlamı anlama gereklidir.
Peki, siz doğru kararlar alırken neyi esas alırsınız? Bilgi, değerler yoksa kimlik mi? İçsel bir huzur mu yoksa dışsal bir doğruluk mu? Bu kararları verirken hangi felsefi bakış açıları size daha yakın geliyor?